Blog

The Mind Explained

The mind explained

Nörobilim severlerin ilgisini çekebilecek bir belgesel olan “The Mind Explained” 2 sezonu ile Netflix platformunda bulunuyor.

Toplam 10 bölümü olan belgesel dizisinde her bölümde öne çıkan, üzerine düşünebileceğimiz farklı ve güzel noktalara değinilmiş. Benim için aralarında en etkili olan bölümler ile ilgili aldığım kısa notları burada paylaşmak istedim.

Birinci Sezonun Birinci Bölümü olan “Hafıza”

Bölümde en ilgimi çeken sahne ve Dr. Elizabeth Phe’nin söylemiş olduğu “Bir hatıra ile ilgili detayların bir yılda %50 oranında değiştiğini biliyoruz.” cümlesi oldu.

Geri dönüp baktığımızda hafızamızda yer alan çocukluk ve gençlik anılarımızın bile zaman içerisinde farklılaştığını farkedebiliriz. Ki bu bizim sıkı sıkıya tutunduğumuz anıların gerçekliğinin sorgulanabileceğini düşündürdü.

Bir olaya ilişkin anılarda değişmeyen şeylerin başında olayın başımıza geldiği anda nerede olduğumuz bunun dışındaki hemen hemen her şeyin değişebileceğinden bahsediliyor.

Tam da bu kısmı yazdığım günde bir dergide bu konu ile ilgili bir bölüme denk geldim. Orada da anılarımızın kirlenebileceği ve değişebileceği ile ilgili “Bulanık İz Kuramı ve Yanlış Bilgi Etki Kuramı”ndan bahsedildiğini gördüm. Bu belgesel yazısının daha da uzamaması için iki kuramı da farklı bir yazıda yazmayı planladım. Buradan girişini yapmış olayım 🙂

İkinci sezon Birinci Bölüm “Odaklanma”

Odaklanma bir değiş tokuş olayıdır. Dikkatimizi odaklı bir şekilde bir yere verdiğimizde etrafımızda olan diğer şeyleri gözden kaçırma ihtimalimiz çok yüksektir. Günümüzde “multitasking” bir iyi beceri olarak görünüyor ama bizler bilgisayar gibi aynı anda birden fazla işi yapmaya programlı değiliz.

Odaklanmayı seçtiğimizde bazı şeylere kör olmayı göze alarak bir şey başarma gücü elde ederiz.

Yapılan bilimsel çalışmaların bazılarında odaklanma sürelerimizin gittikçe düştüğüne dair bilgiler yer alıyor. Bu bölümde ise “Odak süremizin kısalmış olduğu değil, başka şeyler yapma dürtüsüne direnme konsunda köreldiğimize” değiniliyor.

İkinci Sezon 3. Bölüm “Kişilik”

Her birimizin eşsiz ve biricik olduğunu biliyoruz ve günümüzde hemen her yerde bunu duyuyoruz. Peki bazı gruplara indirgenmiş kişilik testlerinin bizi bir kalıba sokuyor olması? Bir kişilik testi yapıyoruz ve sonunda bir etiket yapıştırıyoruz üzerimizde.

Bu bölümde kişiliklerin düzgün bir şekilde kategorize edilmesinin mümkün olmadığı ama ölçüm yapılabileceğini söylüyor. Aslında kişilik testlerinin bir spektrum olduğu; örneğin Dışa Dönük bir kişiliği olan bireyin 1 ile 10 arasında dışa dönüklüğünün olabileceğini ve kişilik testlerinin bir etiket olarak/son olarak değil, bir farkındalık başlangıcı olarak görmemizin faydalı olacağından bahsediliyor.

İnsanın doğası gereği en önemli ihtiyaçlarından biri de ait olma ihtiyacıdır. Kişilik testlerinde bir gruba ait olmak yalnız olmadığımızın güvenini verir.

Bir gruba ait olsak da her birimizin kendi yazdığı ve henüz bitirmediği bir hikayesi var. Kişilik testlerini farkındalık aracı olarak kullandığımızda hikayelerimizi daha renkli yazma ihtimalimiz de olacaktır.

Buraya kadar bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim. Aşağıya kısa bir fragman bırakıyorum.

Sevgilerimle.

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir